11 Nisan 2013 Perşembe

İşler : nerden başlasam; nasıl anlatsam?

11 Nisan 2013 Perşembe


Kafamda yazmayı planladığım o kadar çok şey vardı ki… Bunları bir liste olarak düzenlemiştim ve sonra kendimi her biri için ayrı girizgâhlar yazarken bulmuştum. Sürekli bir yeni kayıt oluşturma hali. Bir anda dağılmıştım. En doğrusunun baştan başlamak olduğuna karar verdim. Mimarlığın kimilerine göre belalı kısmına, restorasyona, nasıl bulaştım; bana göre bir nevi ne zaman aşık oldum sorusu.

Mimarlık fakültesinde lisans öğrencisi olduğum dönem hem sancılı hem de bir o kadar güzel bir dönemdi. Çoğunuz bilirsiniz, zor bir eğitim sürecidir. Başka bölümlerde öğrenci olan pek çok arkadaşınız üniversiteye başlar, vize ve final dönemlerine kadar çok da yoğun olmazlar. Sinemaya, gezmeye davet edilirsiniz, ama ne mümkün. Çünkü ilk günden itibaren elinizde nurtopu gibi bir çizim ve maket ödeviniz vardır bile... Ertesi güne, bilemediniz bir sonraki güne mutlaka yapmanız, yetiştirmeniz gereken bir şeyler vardır. Ama aynı zamanda mesleki anlamda neredeyse her şeyi yapabileceğiniz tek özgür dönemdir. Mesleğin sağladığı her türlü bakış açısından bir süre de olsa bakmak istersiniz. Stajlar da aslında bu işe yararlar. Hem donanımınız artar; hem de ofis düzeni, gerçekte işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili fikriniz olur. Şantiye neye benzer, uygulama yapmak aslında nasıl da çok değişkene ve aktöre bağlıdır bunları gözlemlersiniz. Şu an fark ediyorum ki; bu kadar da başa sarmak zorunda değilmişim. Mimarlık eğitimi ve süreç konusunda daha deneyimlilerin, eğitimcilerin affına sığınıyorum. Kabaca bir özet farz edelim.

Ben bu stajlarımdan birini iç mekan uygulamaları yapan bir ofiste yaptım. Ama en büyük şansım bu ofisin o sırada kagir bir konut restorasyonu yapıyor olmasıydı. Şantiye devam ediyordu. Üstelik benim başladığım döneme kadar yapılan işler büyük bir titizlikle arşivlenmişti. Mahmut Nüvit’in hassasiyeti ile. Her konuda gösterdiği hassasiyeti belgeleme konusunda da göstermişti. Adım adım neler yapıldığını öğrenme fırsatım oldu.

ÖN CEPHE
İlk günlerde çizimlerini gördüğüm yapının, şantiyesine de gidince gördüklerimden oldukça etkilenmiştim. Üstelik neredeyse burnumun dibinde, okul yolumun üzerinde bir yapıydı bu. Nasıl olmuştu da fark etmemiştim?
                                                                

Beşiktaş Abbasağa'da, oldukça eğimli ve basamaklı bir sokağın köşesinde bulunan; bodrum kat, zemin kat ve üç normal kattan oluşan kagir bir yapı. Yapının zemin katından ulaşılabilen bir bahçesi var. Bu bahçenin, yapının arka cephesinin baktığı sokakla yaklaşık 6,5 mt kot farkı var. Kot farkı taş bir istinat duvarı ile tutuluyor.Yapının bodrum katının altında kot farkını da kullanarak yapılmış bir sarnıç bulunuyor.

Öyle ya, yağmur suyu da kıymetli . Yapının girişindeki sahanlıkta yazan yapım tarihinin 1895 olduğunu düşünürsek sanırım şimdikine göre oldukça da temiz.


KESİT 1 ( RESTORASYON ÖNCESİ)




KESİT 2 ( RESTORASYON ÖNCESİ)
A-A KESİTİ (RESTORASYON)

B-B KESİTİ ( RESTORASYON)



GİRİŞ CEPHESİ ( BASAMAKLI SOKAK-RESTORASYON ÖNCESİ)


Yapının rölövesi çıkarıldıktan sonra yapı için bir de statik rapor hazırlanmıştı. Yapının taşıyıcı duvarlarında bulunan mevcut hasarların nedenleri, bu hasarların hangi yöntemlerle onarılabileceği, depreme karşı yapının statik açıdan nasıl güçlendirileceği bu raporun içeriğini oluşturuyordu. Bu yaşta bir yapıyı ayakta tutmanın çok zahmetli bir iş olduğunu ve pek çok disiplinin bir arada uyumlu çalışması ile mümkün olduğunu da bu projede öğrendim. Amacımızın onu mevcut niteliklerini mümkün olduğu kadar çok koruyarak ayakta tutmak olduğunu.

Binanın özellikle köşe duvarlarında büyük yapısal çatlaklar oluşmuştu. Çatlakların temel sebebi yapının bulunduğu yapı adasının en köşesindeki bina olması ve arka sokakla yapı arasındaki ciddi kot farkıydı.
Bu çatlakların tamiri ve mevcut duvarların statik açıdan güçlendirilmesi restorasyonun önemli bir parçasıydı.

Çatlaklar dikildi. Bu konuda şaka yapmıyorum. Yapılan işlemin teknik adı da, uygulamanın kendisi de tam bir dikiş. :) Ankraj demirleri çatlakların iki tarafını birleştirecek şekilde yerleştirildi. Yüksek dozlu betonla ankrajlar duvara sabitlendi. Sonra tüm taşıyıcı duvarlar içerden hasır çelik bir örgü ile kaplandı. Duvarın tamamı yüksek dozlu özel bir beton ile güçlendirildi. Uygulamanın teknik adı "shotcrete" .

Bu uygulama yapıyı gerçekten sağlamlaştırmakla birlikte restorasyon açısından en temel yaklaşım olan "özgün malzeme ve özgün yapım sistemi ile restorasyon yapılmasını" yaklaşımının biraz dışında bir uygulama. Ancak statik açıdan bu yapı için, hazırlanan raporda da belirtildiği gibi,  bir zorunluluk.

Temeller belirli bir yükseklikte yapının güvenliği de alınarak açıldı zeminde yalıtım çalışması yapıldıktan sonra içeride ve dışarıda rögar yerleri belirlendi. (Rögar yapının pis su giderlerinin şehir kanalizasyonuna bağlanmasından hemen önce bir toplanma noktası. Buradan kanalizasyona bağlantı yapılıyor.) Radye temel demirleri döşendi ve rögarlar radye içinde kalacak şekilde radye temel döküldü.

Buraya kadar yazdıklarım size biraz sıkıcı gelmiş olabilir. Teknik bazı işler, bir takım terimler,  peeehhh!
Tamam sıkılmayın, kaçmayın eğlenceli kısmı şimdi başlıyor. Hele sonu tadından yenmez.

Yapıya basamaklı sokaktaki çift kanatlı ahşap kapıdan giriyoruz. Güzel geniş bir sofa bizi karşılıyor. , Karnı yarık plan da denen plan tipolojisi net, ön cephede bir oda arka cephede bir oda ve onları birleştiren bir sofa, sofadan sofaya katları birbirine bağlayan bir merdiven.

ZEMİN KAT PLANI

NORMAL KAT PLANI


Merdiven ama ne merdiven yarım daire biçiminde, üst katından baktığınızda gördüğünüz güzelim bir spiral, o spiral üzerinde mükemmelen şekli tamamlayan ahşap basamaklar ve küpeşte, harika işçilik buna denir. Üstelik çatıda da merdivenin ışık alması ve havalanması için bir fener var.
Takdir edersiniz ki; benim gibi bir çaylak için o zaman iyice etkileyici :)

Yukarıda anlattığım teknik uygulama tamamlanınca ince işler başladı. Tavan boyalarının sökülmesi, oldukça zor bir iş. Sıcak hava üfleyen tabancalar ve bir spatula yardımıyla ustalar tüm gün tavana bakarak boya söküyordu. Denemek istedim. 20dk'da boynum tutuldu. Ustalara helal olsun dedim.






Boyaları sökülünce tavanlardaki güzelim ahşap malzeme ve işçilik ortaya çıktı. Tüm döşeme ve tavanlarda mevcut kaplamalar kontrol edildi. Nem nedeniyle, çürüme ya da kurtlanma nedeniyle deformasyon var mı diye. En üst kat her zaman en riskli kat oluyor yapılarda, çünkü baca vb kaynaklanan yangın ya da zamanla çatının bakımsızlığı nedeniyle su etkisine en açık kat oluyor. Çatı feneri de çok güzel ve işlevsel bir mimari öge ancak bakımsız kalınca her yağmurda binaya su girmesine neden olmuş. Benim için ders kaç oldu bilmiyorum, su bir yapı yaparken ve onarırken en çok mücadele ettiğiniz şey, bunu da orada öğrendim.


TAVAN PLANI


Sizi daha fazla sıkmadan bu büyük ekip çalışmasının ve aylar süren emeğin sonucunu göstermek istiyorum.

İşte Beşiktaş'lı bu güzelin en güzel halleri. Mahmut Nüvit'in ellerine sağlık.


















20 Şubat 2013 Çarşamba

Üsküdar'a Gider İken !

20 Şubat 2013 Çarşamba
Son yazımın tarihini görmek dehşete düşmeme neden oldu. Çok çekici bir mazeretim vardı son 1.5 yıldır. Onu da anlatmaya sıra gelecek ama şimdi başlayıp kaydettiğim ama bir türlü yayınlayamadığım yazıları toparlama zamanı.

Yazmak istediklerimi başlıklar halinde bir sıraya koydum. Ekine koyacacağım fotoğrafları ve çizimleri dosyaladım. Pek bir düzenli tertipli olasım var bu aralar :) Ama işler de düşler de benim düzen intizam kafama pek bakmıyor. En sade yapı ile başlayayım. Bu sefer durmak yok yazmaya devam.

İlk yapımız Üsküdar Çavuşdere'de. Yeni yapılan hükümet konağı ve kendi sokağının son 40 yılda değişen çehresi nedeniyle artık kendi yerinde bir yabancı. Caddedeki tüm yapılar bir adım geri çekilmiş, 'Onu' ebelemişler.





















(Çavuşdere Caddesi Hükümet Konağı inşaatı nedeniyle caddeden çok tanımsız bir alan gibi görünüyor bu fotoğrafta.)

Çok sevimli bir bina küçük ama bir o kadar kullanışlı. Çok sade ama göze çarpan naif detayları var. 
Tüm yapı 52 m2 taban alanına oturuyor ve toplamda 4 oda, 1 mutfak, 2 wc  ve 2 sofadan oluşuyor.


  Ön cephe                                       Ön cephe (ahır olarak bahsedilen kısım ile)




Arka Cephe ( ancak iki fotoğrafta tamamını gösterebiliyorum)


Yapının kendisini de içindeki eşyaları da belli bir tarihte dondurmuşlar. Şimdilerde dönem dizisi çekmek moda oldu ya, tek çöp eklemeden rahatlıkla set olarak kullanılabilir.


Bina taş temel duvarları üzerine oturan ahşap konstrüksiyonlu zemin kat ve bir normal kattan oluşuyor. Düz ayak denir ya işte tam öyle... Yapının dört cephesi de açık. Ön cephesi ve arka cephesi geleneksel ahşap konutların 2'li ve 3'lü pencere düzenine sahip. Yapının cumbası ya da çıkması yok ki; bu çok ilginç bir detay. Pencere ve kapı detayları oldukça sade. Kişisel görüşüm çok kısa zamanda yerel bir usta tarafından sınırlı bütçe ile inşa edildiği biçiminde. Tüm detaylarına da basitçe uygulama sırasında karar verilmiş gibi.



Yapının yanında tek katlı bağımsız bir bölüm daha var. Özel idare kayıtlarında ve tapuda bu bölümden ahır diye bahsediliyor. Özgün hali muhtemelen çok daha sevimli belki yarı açık üstü sundurmalı parapet duvarlarından ibaretti. En azından bizim tahminimiz bu yönde. Maalesef çatısının bir kısmındaki alaturka kiremitler ve arka cephesinde yaklaşık 1mt yüksekliğindeki taş duvar kalıntısı dışında çeşitli dönemlerde yenilenmiş ve deforme olmuş. 

Yapıya Çavuşdere Caddesi'ndeki çift kanatlı üzeri pencereli giriş kapısından giriyoruz. Giriş sahanlığı ya da taşlık diyebileceğimiz mekan gri-siyah motifli 20cmx20cm boyutlarında karo mozaiklerle kaplı. 


Taşlık döşeme kaplaması 20x20 cm karo mozaikler

Bir basamakla artık üzeri muşamba kaplanmış 27-29 cm enli ahşap kaplamalardan oluşan rabıtaya basıyoruz. Tam karşımızda merdiven ve yanında bir kapakla ulaşılan merdiven altı yüklüğü var.



















Taşlıktan sofa ve merdiven

Solumuzda ise yan yana 3 kapı. Bu 3 mekandan ilki caddeye bakan bir oda. İkincisi dar ve uzun iki bölümlü bir hela (kusura bakmayın artık,restorasyon jargonu böyle der :) ). Taşından lavabosuna her şeyi özgün. Şaşırtıcı, çünkü genelde ilk değiştirilen mekanlar ıslak hacimler yani tuvaletler, banyolar ve mutfaklar olur. 

3. kapı ise içinden arka bahçeye bir çıkış kapısı da bulunan mutfağın. Mutfak küçük çaplı müdahaleler görmüş; zemin kaplaması, tezgahı yenilenmiş. Ama şans eseri içindeki özgün ocağa dokunulmamış.


Zemin kat ve 1. kat tuvaletlerinde lavabolar



         















   Mutfaktaki özgün ocak ( etraf biraz dağınık misafir beklemiyorduk.)


    










Merdiven korkulukları

Yukarıda gördüğünüz merdivenle 1. kata çıkılıyor. 1. katta sofa ve sofaya açılan 2'si ön cepheye biri arka cepheye bakan toplam 3 oda var. Ön cephedeki odalardan biri baş oda da diyebileceğimiz yapının en büyük odası. Yanındaki oda ise ona göre oldukça küçük bir oda. 167cm x 386cm ölçülerinde bir dikdörtgen. Normalde bu ölçülerde bir mekana oda demek zor ama içinde kendinizi hiç de rahatsız hissetmiyorsunuz.



















Küçük oda


1. katta ön cepheye penceresi olan baş oda tavanı


Yapının cephe biçimlenişi, kapı ve pencere detayları oldukça sade. 
Saçak altında yine oldukça sade furuşlar kullanılmış.



















Zemin kat penceresi


Giriş Kapısı


Ahşap saçak furuşları

Yapının rölövesini ( bugünkü durum tespiti)  ve restitüsyon projesini (ilk yapıldığı özgün durumu) tamamladık.
Bu çalışmalar anıtlar kurulu tarafından incelendi ve onaylandı. Şimdi restorasyon projesi üzerinde çalışıyoruz.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Rakı, Balık, Ayvalık!

14 Temmuz 2011 Perşembe
Yazacağım bitmiş projeler de var ama bu beni çok heyecanlandırdı. Hemen kısacık paylaşmak istedim.

Ayvalık'ta bir yapının rölövesini çizmeye başladım dün. Çok güzel değil mi sizce de?


6 Haziran 2011 Pazartesi

'Merdiven Aşağı. Merdiven Yukarı'

6 Haziran 2011 Pazartesi
Meşhur listemden bahsedip duruyorum sürekli.
Onu da yazarım bunu da yazarım derken bir baktım, listemin nadide başlığı merdivenler hakkında www.mimarizm.com'da bir haber:

'Merdiven Aşağı. Merdiven Yukarı'

Haberin sahibi E. Seda Kayrım'a ellerine sağlık diyorum.

Haberin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.
http://www.mimarizm.com/Haberler/haberdetay.aspx?id=51278&Page=1

Ben hem kendim için, hem sizin için işleri biraz kolaylaştırmaya çalıştım.
Şimdiden söyleyeyim favorilerimi: Kaydırak merdivenler ve kitaplık merdiven :)




“Kıyafeti gösteren aksesuardır, ayakkabıdır” şeklindeki genel-geçer repliğe kulak kabartalım ve bu klişe çıkarımı “mimar kafası” ile bir saniyeliğine değerlendirelim: Yapıları “gösteren” ögeyi, iç mekanın aksesuarlarını da merdiven olarak ilan edebilir miyiz?

Lisans eğitimi sırasında mutlak ve değişmez bir kural ile –rıht-basgıç oranı ile- “bağlanan” merdiven tasarımı, elbette sabit bir çıktı olmak zorunda değil… Eski mimarlık kitaplarında tasvir edilen rüküşlükleri ile tasarımcıda “Seç içinden seçebilirsen!” hissiyatı yaratan “birinci basamak detayı” da, merdivenlerin “olmazsa olmaz”ı hiç değil!

“Kafa kurtarma” payları ile mimara –ironik biçimde- kafa patlattıran, avan veya uygulama projesi çizimlerinde illa ki kesite girmesi gereken, planı “Tam oturttum!” diye heveslenen genç bünyeleri ise üstüne kapı açtığını fark ettiği anda müthiş bir hüsrana uğratan merdivenler , kısadan hisse, sıkıcı olmak zorunda değiller! Bazı tasarımcılar için keyifli bir oyun alanı haline gelen merdiven tasarımının sonuç ürünleri, her ne kadar kullanıcısına her daim hiç keyif vermese de!

İşte başarılı, garip veya -maalesef bazen- "lüzumsuz"- merdiven tasarımları hakkında Mimarizm'den de bir bukle...


Çapraşık Merdiven
Tasarımcı:
TAF Arkitektkontor

İsveçli mimarlık ikilisi Mattias Ståhlbom ve Gabriella Gustafson tarafından tasarlanan bu merdivenler, kısıtlı bir alan içinde düşey sirkülasyon çözüm denemesi olarak karşımıza çıkıyor. Tabi “Çözüm” derken, çamdan imal edilen ve diyagonal olarak üst üste eklenen ahşap “kutu” basamaklar, maalesef konfor ve ergonomi kriterlerini o denli dikkate almıyor. Bu merdivenlerden bir sağa bir sola devrilerek çıkmak isteyenlerin, çocukları mümkün mertebe uzak tutmaya dikkat etmeleri gerekiyor.




Kitaplık Merdiven
Tasarımcı: Levitate Architecture

Yine küçük hacimli bir mekan için sunulan bu çözüm, daha akılcı bir yoldan ilerliyor: Londra’da konumlanan bir konut için tasarlanan merdiven, dairenin değerlendirilmemiş çatı katı deposuna ulaşım sağladığı gibi, bir dolu kitaba da ev sahipliği yapıyor. Çıkardığı kota ulaşım sıklıkla gerçekleşmeyeceği için, merdiven rıhtlarının yükseliği problem teşkil etmiyor.

İşin kitaplık boyutundan bakacak olursak ise, aradığınız esere ulaşmak için hep “üç adım önceden” düşünmenizin gerekmesi ve kitabı çekerken 20 santimetrelik ahşap bir plağın üstünden uzanmak zorunda kalınmasını, merdiven boşluğu üstündeki çatı ışıklığının yarattığı iç mekan ferahlığı affettirebiliyor. Ters ışıkta o kitapların üstündeki yazıların ne denli okunaklı olacağı ise bilinmiyor.


Kaydırak Merdiven
Tasarımcı: Rodney Miller

Ghost Busters’ı izleyerek büyüyen bir jenerasyon olarak, alt kata itfaiye direğinden kayarak inmek hemen hepimizin hayallerini süslemiştir. İşin yeniden üst kata çıkma safhası üzerine pek düşünülmese de… Multi-milyoner Scott Jones’un yine çocukluk yıllarına dayandığı her halinden belli hayali ise, bu problemi de çözmüş. Jones’un salonunun ortasına inen devasa maun kaydırak, ona paralel olarak çıkan bir de merdiven ile birlikte tasarlanmış. 15 ayda tamamlanan 5,18 metre yükseliğindeki bu oyuncak-merdivenin fiber-optik ışıklandırma ile 8 ayrı renkte aydınlatılıyor olduğu gerçeği ise, konsepti çocukluk fantezisinden görgüsüzlük mertebesine taşıyor olabilir.



Ve diğer kaydırak merdivenler...


Asılı Kova Merdiven
Tasarımcı: Blencowe-Levine

Londra’dan bir konut için ve merdiven kovasının ters-yüz edilmesine ilişkin çıkış fikri tasarlanan bu merdivenin, salt tasarımsal bir bakış açısı ile ilginç –ve hatta iyi- olduğu iddia edilebilir. Hele ki bu merdiven, “kova” kelimesinin tam karşılığını bulmuşken… Ancak ferah ve aydınlık bir mekanın ortasından her gün defalarca böylesi bir dehlize girmek –hele ki kafalardaki “merdiven” fikri mekana aydınlık sağlamak üzerine kurulu iken- kimlerin uzun vadede hoşuna gider, bilinmez.



Fotoğrafa aldanmamak gerekse de, ilk basamağı döşeme kotundan fazlaca yüksekte duruyor hissi yaratan “kova merdiven”in, üstüne üstlük bir de küpeştesiz oluşu, çıkanı-ineni huzursuz saniyelerin beklediğini gösterir. “Yer tasarrufu” amacı taşıdığı belirtilen, ama kapladığı hacim açısından ne gibi bir değişiklik sağladığı anlaşılamayan kova merdivenin, heykelsi etkisinin de pek başarılı olduğu söylenemez.





Çember-Kesit Merdiven
Tasarımcı: Bilinmiyor

Heykelsi etkiden bahsetmişken, bu örnek üzerinde gerçekten de durulabilir. Kendisini sınırlayan duvar yüzeylerinden “soyulmuş” etkisi yaratan merdiven basamakları, kova arkasındaki renkli ışıklandırmanın da etkisi ile gerçekten de fütüristik bir etki yaratıyor. Ancak bu merdiven, bir anaokulunda ve iki oyun alanı arasındaki sirkülasyonu sağlayacak şekilde kullanılıyor! Resimdeki hanımın dahi ancak duvara tutunarak ilerleyebildiği böylesi bir merdivenin rıht boşluklarından aşağıya yuvarlanacak çocuklar konusunda nasıl bir önlem alınabileceği ise anlaşılamıyor.


Ondüle Çelik Merdiven
Tasarımcı:
Thomas Heatherwick

New York’taki Longchamp merkez mağazası için tasarlanan bu etkileyici merdiven, 55 tonluk çelikten üretilmiş. Isı ile farklı açılarda bükülmüş 17 çelik levhadan oluşan merdiven, dikkatleri üstüne çeken estetiği ile aynı muazzamlıkta bir meşakkat ile inşa edilmiş. Yerinde ve merdivenin hem statik gerekleri hem de kullanıcı rahatlığını sağlamak üzere çok dikkatlice birleştirilen parçaları ile merdiven, “lojistik bir kabus” olarak adlandırılıyor. Ama merdiven, mağazanın konumlandığı sokak kotundan yüksekte ve mağazanın cam giydirme cephesinin arkasında kalarak, sokaktan geçenleri içeri çağırma konusunda üstüne düşeni yapıyor.

27 Mayıs 2011 Cuma

Hazla Çizilen Kadınlar : Gustav Klimt

27 Mayıs 2011 Cuma
Dün sabah işe gitmek için Taksim Meydanı'ndan geçerken derinden bir booom sesi duyduk. Meydandaki bütün güvercinler aynı anda havalandı. Birşeyler oldu ama, acaba ne oldu endişesiyle işe geldim. Baktım bir haber yok. Yaklaşık bir saat sonra şiddeti sürekli artan çok tatsız haberler aldık. Dün gece ve bugün basında yine herşey normalleşti. Bu haberler de diğerleriyle birlikte sıraya girdi.

Huzur bu şehirde ulaşılması en zor duygu. Kendimizi güvensiz ve tetikte hissetmemiz için hergün yeni bir sebebimiz oluyor. Yarının sakin bir gün olmasını ummaktan başka yapacak birşeyimizin olmaması da ayrıca can sıkıcı.

Bir süredir aklımda bana neşe veren birşeyi paylaşmak vardı. Klimt'in desenlerini...
Desenlerindeki neşeye rağmen portrelerindeki incelikle işlenmiş yüzler ve özellikle gözler, çok güzel olmakla birlikte, biraz huzursuz edici. Dün sabahki halim gibi neşeyle güne başlamış ama bir şekilde huzursuz. Güvercinlerin havalanışı gibi. Naif de, arzulu da, rahatsız edici de olabilirler. Doğrudan size bakan, dimdik gözler.


Mavi Önlüklü Klimt

Gustav Klimt bu iki tarafıyla çok sevdiğim bir ressamdır. Kullandığı renkler ve tablolarının fonunu oluşturan güzel desenleriyle ve bana dimdik, zerafetle bakan kadınlarıyla.

Hiç otoportre yapmamıştı. Yukarıdaki Egon Schiele'nin bir çalışması. Kendine değil etrafına ve özellikle kadınlara bakmayı sevdiğini söyler. Doğrusunu isterseniz onun ağzındanmışça söylenir bunlar. Sözcüklerle arası çok iyi değilmiş çünkü. Desen çizmeyi tercih edermiş. İlle de anlaşılmak gibi bir derdi olduğunu da sanmıyorum. Bu yüzden de severim kendisini.


Size bakan gözlerin ifadelerine ironik biçimde karşı duran neşeli desenleri vardır .
Aslında manzara resimleri desenlerinin tesadüfi olmadığının kanıtıdır. Yazlarını Salzburg yakınlarında bir gölün kenarında manzara resimleri yaparak geçirirmiş. Zamanla çizdiği desenlerin ruhundan geometrik soyutlamayı doğurmuş. Doğaya baktığında gördüğü renkler ve biçimleniş bir anlamda bu soyutlamanın kaynağıdır. Ben bunları gördüğümde
' Bu adam ağaçlarla eğleniyor, ne güzel' diyorum hep. Bahar gibi, güneşli günler gibi neşe veriyor bana.



The Pear Tree, 1903



Apple Tree


The Tree Of Life

Soyut süslemeler ve imgelerle dolu desenleri insanın çevresini ve yaşamı simgeler. Bu fon üzerinde daha belirgin olarak gördüğümüz yüzler ve eller yoğun bir anlatım ve duygusallık taşır.
Oldukça belirgin yüzler, özellikle tüm ifadesiyle size bakan gözler en çok etkilendiğim tarafıdır. Onun kadınlarının masumiyeti beyaz tenlerinin üzerinde belli belirsiz pembeleşen yanaklarından, naifçe aşağı kıvrılan gözlerinden akar. Onun femme fatale'inin içindeki arzu ve ihtiras hafifçe kısılmış gözlerinden taşar. Nerde okuduğumu bulamadım ama 'dekoratif süslemelerle bezenmiş zarif bir erotizm' diyordu çizdikleri için. ' Zarif erotizm' lafını pek sevdim.


Friends


Water Serpents II


Aşktan, kaderden, tutkudan, ölümden bahseder. Küçük bir bebekten, arzu ve aşkla birbirlerine sarılmış yetişkinlere, sonra yaşlı ve yorgun insanlara hayat döngüsünü izleriz. Hayatın tüm evreleri birbirleriyle kucaklaşır, birbiri içinde ifade edilir. Yalnızca ölüm soğuk yüzüyle döngünün dışındaki bir izleyici gibidir.



Three Cents Of A Woman


Death And Life

Klimt'in kurucusu olduğu Sezession Grubu'nun Beet
hoven Sergisi için yaptığı Beethoven Frizi sanatının dönüm noktası gibidir. Aynı zamanda bir başyapıttır. Oysa Klimt bu resmi sergiden sonra yerinden kaldırılacağı düşüncesiyle ucuz ve taşınabilir malzemelerle çalışmıştır.
Beethoven frizi iki uzun bir kısa duvarı saracak şekilde sergi m
ekanının 3 duvarı üzerine yapılmıştır. Toplamda yaklaşık 34mt'ye 2mt'lik bir alanda Klimt upuzuun ama kolaylıkla izlenebilir bir hikaye anlatır. Elbette burda uzuuunca bahsetmek isterim ondan. Ama işi çok detaylı çalışmış arkadaşlara bırakmak niyetindeyim.

http://web.deu.edu.tr/befdergi/16.pdf

Klimt'i bu kadar anlatıp Öpücükten bahsetmemek mümkün değil. Pek çok resminde gördüğümüz büyük bir adamın aşkla sarmaladığı, çoğu
zaman pek detaylı göremediğimiz küçük bir kadın. Öpücük'te onları yine sarılmış olarak yan yana görürüz. Kadının mutlulukla pembeleşen yanaklarını ve kendisini öpen adama sevgisi ve arzusuyla kapanmış gözlerini. Yine incelikle işlenmiş elleri.



The Kiss


The Kiss II



Gördüğüm en güzel Klimt yorumu


Kendisinin boyadığı güzelim desenli kumaşlardan sevgilisi moda tasarımcısı Emilie Flöge ile birlikte diktiği uzun elbiseler içinde biraz tuhaf ve biraz da deli bir adam. Bu fotoğrafta bize bakan gözleri gibi.



8 Nisan 2011 Cuma

Kısa Başlangıç, Uzun Bir Ara...

8 Nisan 2011 Cuma
1 Nisan gibi tuhaf bir günde yazmaya başladım. Amacım bir rutini kırmak ve beni bu tekrara hapseden şeyi bulmaktı. Bu arayışla yazdığım ilk yazının üzerinden bir yıl geçti. Herşey o kadar hızlı oldu ki yazmayı bırakın yetişemedim bile. Çok şey değişti! Merak etmeyin hepsini anlatacağım. Hatta o kadar baştan başlayacağım ki; kızacaksınız.

Hep yanında bir defterle gezen o insanlardan oldum ben. Unutmamak için arada derede de, eciş bücüş de olsa illa ki not aldım, çizdim. Güzel bir bahar günü notlar almaya devam ediyorum.

İki yeni yapının rölöve ve restitüsyon projeleri ile uğraşıyorum şu ara. Elbette onlardan bahsedeceğim. Zaten taslaklar listesi uzayıp gidiyor. Yavaş yavaş hepsini paylaşacağım.

Nerde kalmıştık?

510-19'u anlatmıştım size. Banyosundaki 1964 basımı Hababam Sınıfı kitabından bahsetmiştim.
Biraz(!) geç kaldım Elroy ama, hadi Turhan Selçuk'un ruhunu şad edelim.


Hababam Tam Kadro

 
◄Design by Pocket, BlogBulk Blogger Templates